Alacakaranlık Efsanesine Bende Katıldım
Stephenie Meyer ın yazmış olduğu Alacakaranlık serisine bende katıldım sonunda.Her kitebında kendini gerçekten okuyucuya çok güzel bağlıyor.Sınavlar yüzünden uzun süredir kitap okumuyordum.O yüzden ilk kitabını elime alır almaz bitirdim.Şuan 2. kitabı olan Yeni Ay ın başındayım.Tutulmayı okumak için dört gözle bekliyorum.Stephenie Meyer gerçekten güzel iş çıkarmış.Ama çoğu kişi bu kitabları dışlamakta.Neymiş efendim gençlere kötü örnek oluyormuş...Okunmazmı bu kiaplar yahu :)
İşte buda 1.Filmin Frangmanı
Şu Gün Yazıldı Pazar, Ocak 24, 2010
Geri Bırakıyorum
Geri bırakıyorum,
Senden aldığım duyguları.
Umutları, kusurları
Aşkla beklediğim günleri.
Şöylece bırakıyorum.
Baş ucuna koyuyorum.
Elimi daldırıyorum göz cebime.
Orda ilk gözlerin var.
Az gerisinde, donmuş sözlerin var.
Ardında, gizlenmiş mühürlü dudakların,
Suya ilham veren saçların var.
Gözlerini dizginleyen kaşların var.
Şöylece bırakıyorum onlarıda,
Aldığım yere, yerli yerine.
Ardından daldırıyorum gönül cebime.
Tüm erimiş duygularım orda.
Yaşanmış yaşanmamış tüm duygular orda.
Sana olan aşkım, sevgim, nefretim,
Tüm değerlerim orda.
Zamanda benliğini yitirmiş hatıralarda orda.
Sevilmeyi bekleyen bir yığın hayal ardında.
Sensizliğinde içtiğim tüm yağmurlar orda.
Gecelere bir çiğ tanesi gibi düşmüş acılar orda.
Onlarıda bırakıyorum.
Hiç dokunmadan.
Aşka bıraktığın lekeleri hiç okumadan.
Şöylece bırakıyorum.
Az daha aranıyorum ceplerimde.
Sesini buluyorum ellerimde.
(Bu bendemi kalmıştı, hayret)
Bak onuda koyuyorum yanına.
Tekrar arayınca
Rüzgarların meleğini buluyorum.
Nefesini buluyorum
Ruhumun çıkmaz sokaklarında dolaşırken.
Hiç bozmadan onuda bırakıyorum baş ucuna.
İstemedende olsa atıyorum elimi,
Gömleğimin sol cebine.
Kalbimin üstünde atan yüreğine.
Yüreğinden öte, yürüdüğümüz günlere.
Güllerden süzülen suyun rengine.
Bir su saflığında ellerine.
3 damla süzülüyor gözlerimden.
Biri senin için
Biri senin için
Biri senin için
Çocuk gözlerle bakıyorum
Gözlerindeki siyah denize
Bırakmanı istiyorum bu soluk benize
Tek şey istiyorum senden giderken.
Senliğinden vaz geçerken.
Bir ömür sürgün anılarla yaşamayı göze alarak.
Tek şey istiyorum,
Sevigi dolu yüreğini.
Zambakları gülleri ve papatyaların harman edildiği
O sevgi dolu yüreğini.
Sana bırakıyım istersen,
benden ziyade sana adanmış ruhumu.
Lazım değil artık bana.
Artık bir hayatla yaşamaktansa,
Sana bırakıyorum onuda.
Hayatımdan çekip aldığın ruhumu,
Bırakıyorum saçlarının eteğine.
Baş ucuna.
Her daim yaşadığın, hayatın ucuna.
Şöylece bırakıyorum.
Uyanınca al diye, bırakıyorum...
Mecazi
Şu Gün Yazıldı Pazartesi, Ocak 18, 2010
Huzur Benden Çok Uzaktı
Bir hayal kurdum
Bu günde dün gibi
Yaşadım yarını bu günde dünde gibi.
Bir hayal kurdum gecenin mavsinin üzerine
Bir haykırışın tınısında biir hayal.
Parçalanmış ruhumdan eksemde biraz içine
İçimde öksüz anılar,
An da kaybolmuş bir bahar.
Huzur benden çok uzakta
Ben ise mısraların başındayım.
Karşımda ise aşk.
Gene bir türkü tutturmuş söylenmekte.
Gözleri aşka, göz kapakları ayrılığa,
Bir ışık altında binlerce sırra,
Kaybolmuşluğun gölgesinde
Ellerini uzatmış sonsuza.
Gel gibi, kal gibi.
Bir devrin peşinden koşan hayal gibi,
Çağırıyor gözlerin.
Bir mecazı diyara.
Huzur benden çok uzak
Gözümden akan yaşları sana sunamadan
Huzur sandığım kusurları,
Aşk sarrafında bozduramadan,
Yitik bir edayla ulaştım sana.
Git dediğin ardındaki gel davetine
Oysaki ben,
Gözlerim ceplerimde
Şakaklarımda gülün rengi akarken
Sarılacaktım sana.
Nasiyesinden öpecektim
Taştan bozma dudaklarımla.
Ama huzur benden çok uzaktı
Iraktı, bir aşkın toplanmamış meyveleri
Yaşanmamış anılar vardı arka cebimde.
Bakir anlar vardı.
Kaybolmuşluğun ortasında.
Hiç yaşanmamış ve yaşanmıyacak
Mecazi 09.01.2010
(22:28)
Şu Gün Yazıldı Pazar, Ocak 10, 2010
Seslenmeli Son Kez Hayata
Seslenmeli Son Kez Hayata
Karanlık bırakırkırken yerini aydınlığa,
Sessizlik şarabından bir yudum daha alıyorum.
Ümitlerim hüsranla ypğrulurken,
ben, seni terk ediyorum...
Yeni bir sayfa açıyorum gözbebeklerimde,
Suskun harflerle başlamalıyım o sayfaya,
Derin bir nefes almalıyım sonra.
Uyuşmuş damarlarımı derinden sarsıp dolaştırmalıyım kanımı..
Ve sonra, seslenmeliyim hayata
Benimde artık bir kalbim var diyebilmeliyim,
Öldüğümde, toprakta benden önce çürüyebilecek bir kalp.
Seslenmek geliyor içimden
Sessiz bir çığlıkla seslenmek hayata
Ama kimse duymamalı sesimi
Sesim sarmalı benliğimi
Kırılana dek sıkmalı bedenimi
Sonra,
Tüm ümitlerimi yıktıktan sonra,
Gitmeli acılar ruhıumdan
Beni, acısıyla tatlısıyla benimle bırakmalı
Gülsemde mutlu,
Ağlasamda umutlu bakabilmeliyim hayata.
Güneş, büyütmeli kalbimdeki yeni açmış filizleri
Göz yaşı olmadanda sulayabilmeliyim yeni umutları.
Ağlamamalıyım artık,
Gülebilmeliyim karanlığa.
Mesela uyuyabilmeliyim geceleri.
Senden başka rüyalarda görebilmeliyim
Sonra sabah olsa uyansam,
İçimde bir huzur, açabilmeliyim kollarımı zıt kutuplara.
Gerneşmeliyim doya doya.
Yazıp bunları bir kenara,
Yapmalıyım hepsini bir bir.
İp bağlamalıyım parmağıma
Bilirsin, unuturum sonra.
Ama, ama bir hayalden öteye gidemiyor tüm bunlar.
Anılar boşalıyor kanlı gözlerimden
Özümdeki köz yanıyor daha bir derinden
Umutlu hayallerim tek tek geçiyor gözlerimin önünden
Bırakmıyor yakamı bir zamanlar özlediğim duygular.
Tam diri diri gömerken beni kader,
Okşuyor başımı hicran gülleri.
Geçer, geçti, geçecek diyor gözleri.
Kaldırıyorum, hasretle vurulmuş boynumu
Güneşden evvel bir umut doğuyor içimde
Eskisi gibi zahiri değil hemde.
Elimi attığımda tutabileceğim kadar gerçek
İşi bittiğinde durmadan gidecek kadar yalan
Tam bitti derken kendime
İçimde bir güç, sarılıyorum hayata
Bir zayıf noktasını bulup saldırıyorum anılara
Açtığı yaralardan çıkardığım bıçağı,
Saplıyorum kalbinin orta yerine.
Ağlıyor acılar, ağlıyor anılar.
Ağlıyor hayaller, ağlıyor gözler
Ve ben susuyorum
Suskunluğu susturup soluyorum suyu.
O berraklığı gezdiriyorum ceplerimde.
Sonra,
Sonra son kez sesleniyorum sana.
Simsiyah kelimeler terkediyor beni, dilimden.
Son kez alıyorum kalemimi yitik elime.
Tüm küfürleri süsleyip yerleştiriyorum satır aralarına.
Biraz hüzün, biraz hüsran,
Ama aylar önce beni terk etmiş bir umutla
Aklımdaki şiirleri süslemeden,
Son kez sesleniyorum sana...
Sesimdeki sen, erirken bir mum misali,
Sesleniyorum son kez,
Varlığıma hayran tüm yokluğumla...
Mecazi 18.12.2009 (11:48)
Beni yeniden şiirlere bağlayan Beyaz'a atfedilmiştir...
Şu Gün Yazıldı Cumartesi, Aralık 19, 2009
Marcus Vitruvius Pollio
Marcus Vitruvius Pollio: Romalı yazar, mimar ve mühendis. Mimarlık Hakkında On Kitap (De architectura libri decem) ile bilinir.MÖ 1. yy.'da yaşamiş olan Roma'lı mimar Vitruvius "De Architectura" adlı kitabında başarılı bir mimarlık için "Utilitas, Firmitas, Venustas" (kullanışlılık, sağlamlık, güzellik) etmenlerinin gerekli olduğunu ileri sürmüştür. Rönesans' ta bu tanım, "Comodita, perpetuita, bellezza" (kullanışlılık,süreklilik- kalıcılık, güzellik) olarak benimsenmiştir. 1581'de bir İngiliz yazarı mimarlığı "yapı bilimi" olarak tanımlarken 19.yy'da İngiliz eleştirmen Jo hn Ruskin mimarlığın "yapılara uygulanan süslemeden başka bir şey olmadığı" nı ileri sürüyordu. Amatör bir eleştirici olan Sir Henri Watton "The Elements of Architecture" (1624) adlı kitabında mimarlığın üç koşula ( kullanılışlılık, sağlamlık, güzellik) yanıt vermesi gerektiğini belirtir. F.L.Wright'a göre de "mimarlık biçim haline gelmiş yaşamdır."
Vitruvius Adamı: ünlü ressam Leonardo da Vinci'nin günlüklerinin birinde bulunan, aldığı notların yanında çizdiği bir eskizdir. 1492 yılında yapıldığı düşünülmektedir.
Resim iç içe geçmiş bir daire ve bir karenin ortasına çizilmiş, uzuvları açık ve kapalı pozisyonda üst üste geçen bir çıplak erkeği betimler. Bu çizim ve yanındaki notlar sıkça "Oranların Kanunu", ya da daha az sık olarak "İnsanın oranları" olarak anılır. Venedik'te bulunan Gallerie dell'Accademia'da sergilenmektedir.
Leonardo da Vinci'nin Vitruvius Adamı Rönesans döneminde yapılmış örnek bir bilim ve sanat eseri olma özelliği taşır. Leonardo'nun oranlara duyduğu ilgi ve merakın bir kanıtıdır. Bunun yanında resim Leonardo'nun insan ve doğayı birbiri ile ilgilendirme-bütünleştirme çalışması için de bir dönüm noktasıdır. Britannica Ansiklopedisi'ne göre Leonardo "insan vücudunun evrenin işleyişinin bir analojisi olduğunu" düşünüyordu. Bununla birlikte Leonardo'nun maddesel varlığı kare, ruhsal varlığı ise daire ile sembolize ettiği ve insanoğlunun iki yönünü çizimde bu şekilde ifade ettiği sanılmaktadır.
Vitruvius'un Yazmış olduğu kitap: Mimarlık Hakkında 10 Kitap

Vitruvius Adamı: ünlü ressam Leonardo da Vinci'nin günlüklerinin birinde bulunan, aldığı notların yanında çizdiği bir eskizdir. 1492 yılında yapıldığı düşünülmektedir.
Resim iç içe geçmiş bir daire ve bir karenin ortasına çizilmiş, uzuvları açık ve kapalı pozisyonda üst üste geçen bir çıplak erkeği betimler. Bu çizim ve yanındaki notlar sıkça "Oranların Kanunu", ya da daha az sık olarak "İnsanın oranları" olarak anılır. Venedik'te bulunan Gallerie dell'Accademia'da sergilenmektedir.
Leonardo da Vinci'nin Vitruvius Adamı Rönesans döneminde yapılmış örnek bir bilim ve sanat eseri olma özelliği taşır. Leonardo'nun oranlara duyduğu ilgi ve merakın bir kanıtıdır. Bunun yanında resim Leonardo'nun insan ve doğayı birbiri ile ilgilendirme-bütünleştirme çalışması için de bir dönüm noktasıdır. Britannica Ansiklopedisi'ne göre Leonardo "insan vücudunun evrenin işleyişinin bir analojisi olduğunu" düşünüyordu. Bununla birlikte Leonardo'nun maddesel varlığı kare, ruhsal varlığı ise daire ile sembolize ettiği ve insanoğlunun iki yönünü çizimde bu şekilde ifade ettiği sanılmaktadır.
Vitruvius'un Yazmış olduğu kitap: Mimarlık Hakkında 10 Kitap

Şu Gün Yazıldı Perşembe, Aralık 17, 2009
Bağlanmayacaksın
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o'nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...
CAN YÜCEL
Şu Gün Yazıldı Salı, Aralık 15, 2009
Altın Oran Mucizesi
Altın oran, doğada bir bütünün parçaları arasında gözlemlenen, yüzyıllarca sanat ve mimaride uygulanmış, uyum açısından en yetkin boyutları verdiği sanılan geometrik ve sayısal bir oran bağıntısıdır. Doğada en belirgin örneklerine insan vücudunda, deniz kabuklularında ve ağaç dallarında rastlanır. Platon'a göre kozmik fiziğin anahtarı bu orandır. Altın oranı bir dikdörtgenin boyunun enine olan "en estetik" oranı olarak tanımlayanlar da vardır.Altın oran sadece dikdörtgen ve doğru için değil neredeyse tüm geometrik cisimler ve yapılar için kullanılır.
Eski Mısırlılar ve Yunanlılar tarafından keşfedilmiş, mimaride ve sanatta kullanılmıştır. Göze çok hoş gelen bir orandır.
Bir doğru parçasının (AB) Altın Oran'a uygun biçimde iki parçaya bölünmesi gerektiğinde, bu doğru öyle bir noktadan (C) bölünmelidir ki; küçük parçanın (AC) büyük parçaya (CB) oranı, büyük parçanın (CB) bütün doğruya (AB)oranına eşit olsun.
Altın Oran, pi (π) gibi irrasyonel bir sayıdır ve ondalık sistemde yazılışı; 1.618033988749894... dür. (noktadan sonraki ilk 15 basamak). Bu oranın kısaca gösterimi:
olur. Altın Oranın ifade edilmesi için kullanılan sembol, PHI yani Φ'dir.
Leonardo da Vinci'nin günlüklerinin birinde bulunan, insan ve doğayı birbiriyle ilgilendirme-bütünleştirme çalışması için bir dönüm noktası kabul edilen ve insan vücudundaki oranları gösteren Vitruvius Adamı çalışması (1492).
Euclid (M.Ö. 365 – M.Ö. 300), "Elementler" adlı tezinde, bir doğruyu 0.6180339... noktasından bölmekten bahsetmiş ve bunu, bir doğruyu ekstrem ve önemli oranda bölmek diye adlandırmıştır. Mısırlılar keops Piramidi'nin tasarımında hem pi hem de phi oranını kullanmışlardır. Yunanlılar, Parthenon'un tüm tasarımını Altın Oran'a dayandırmışlardır. Bu oran, ünlü Yunanlı heykeltraş Phidias tarafından da kullanılmıştır. Leonardo Fibonacci adındaki İtalyan matematikçi, adıyla anılan nümerik serinin olağanüstü özelliklerini keşfetmiştir fakat bunun Altın Oran ile ilişkisini kavrayıp kavramadığı bilinmemektedir. Leonardo da Vinci, 1509'da Luca Pacioli'nin yayımladığı İlahi Oran adlı bir çalışmasına resimler vermiştir. Bu kitapta Leonardo Leonardo da Vinci tarafından yapılmış Five Platonic Solids (Beş Platonik Cisim) adlı resimler bulunmaktadır. Bunlar, bir küp, bir Tetrahedron, bir Dodekahedron, bir Oktahedron ve bir Ikosahedronun resimleridir. Altın Oran'ın Latince karşılığını ilk kullanan muhtemelen Leonardo da Vinci 'dir. Rönesans sanatçıları Altın Oran'ı tablolarında ve heykellerinde denge ve güzelliği elde etmek amacıyla sıklıkla kullanmışlardır. Örneğin Leonardo da Vinci, Son Yemek adlı tablosunda, İsa'nın ve havarilerin oturduğu masanın boyutlarından, arkadaki duvar ve pencerelere kadar Altın Oran'ı uygulamıştır. Güneş etrafındaki gezegenlerin yörüngelerinin eliptik yapısını keşfeden Johannes Kepler (1571-1630), Altın Oran'ı şu şekilde belirtmiştir: "Geometrinin iki büyük hazinesi vardır; biri Pythagoras'ın teoremi, diğeri, bir doğrunun Altın Oran'a göre bölünmesidir." Bu oranı göstermek için, Parthenon'un mimarı ve bu oranı resmen kullandığı bilinen ilk kişi olan Phidias'a ithafen, 1900'lerde Yunan alfabesindeki Phi harfini Amerika'lı matematikçi Mark Barr kullanmıştır. Aynı zamanda Yunan alfabesindekine karşılık gelen F harfi de, Fibonacci'nin ilk harfidir.
Altın Oran, bir sayının insanlık, bilim ve sanat tarihinde oynadığı inanılmaz bir roldür. Phi, evren ve yaşamı anlama konusunda bizlere yeni kapılar açmaya devam etmektedir. 1970'lerde Roger Penrose, o güne kadar imkânsız olduğu düşünülen, "yüzeylerin beşli simetri ile katlanması"nı Altın Oran sayesinde bulmuştur.
Fibonacci ardışıkları, Altın Oran ilişkisi yorumlamasıdır. Bunda da oran ne olursa olsun her oranın değeri 1.618 dir, değişmez.

Bir kareyi tam ortasından iki eşit dikdörtgen oluşturacak şekilde ikiye bölelim.

Dikdörtgenlerin ortak kenarının, karenin tabanını kestiği noktaya pergelimizi koyalım. Pergelimizi öyle açalım ki, çizeceğimiz daire, karenin karşı köşesine değsin, yani yarı çapı, bir dikdörtgenin köşegeni olsun.

Sonra, karenin tabanını, çizdiğimiz daireyle kesişene kadar uzatalım.

Yeni çıkan şekli bir dikdörtgene tamamladığımızda, karenin yanında yeni bir dikdörtgen elde etmiş olacağız.

İşte bu yeni dikdörtgenin taban uzunluğunun (B) karenin taban uzunluğuna (A) oranı Altın Oran'dır. Karenin taban uzunluğunun (A) büyük dikdörtgenin taban uzunluğuna (C) oranı da Altın Oran'dır. A / B = 1.6180339 = Altın Oran C / A = 1.6180339 = Altın Oran
Elde ettiğimiz bu dikdörtgen ise, bir Altın Dikdörtgen'dir. Çünkü uzun kenarının, kısa kenarına oranı 1.618 dir, yani Altın Oran'dır.

Artık bu dikdörtgenden her bir kare çıkardığımızda elimizde kalan, bir Altın Dikdörtgen olacaktır.
İçinden defalarca kareler çıkardığımız bu Altın Dikdörtgen'in karelerinin kenar uzunluklarını yarıçap alan bir çember parçasını her karenin içine çizersek, bir Altın Spiral elde ederiz. Altın Spiral, birçok canlı ve cansız varlığın biçimini ve yapı taşını oluşturur.Buna örnek olarak Ayçiçeği bitkisini gösterebiliriz. Ayçiçeğinin çekirdekleri altın oranı takip eden bir spiral oluşturacak şekilde dizilirler.
Bu karelerin kenar uzunlukları sırasıyla Fibonacci sayılarını verir.


AC / AB = 1,618 = PHI Beşgenin içine ikinci bir köşegen ([BD]) çizelim. AC ve BD birbirlerini O noktasında keseceklerdir. 
Böylece her iki çizgi de, bir noktadan ikiye bölünmüş olacaktır ve her parça diğeriyle PHI oranı ilişkisi içindedir. Yani AO / OC =Phi, AC / AO = Phi, DO / OB = Phi, BD / DO = Phi. Bir diğeri ile bölünen her köşegende, aynı oran tekrarlanacaktır.
Bütün köşegenleri çizdiğimiz zaman ise, beş köşeli bir yıldız elde ederiz. 
Bu yıldızın içinde, ters duran diğer bir beşgen meydana gelir (yeşil). Her köşegen, başka iki köşegen tarafından kesilmiştir ve her bölüm, daha büyük bölümlerle ve bütünle, PHI oranını korur. Böylece, içteki ters beşgen, dıştaki beşgenle de PHI oranındadır.

Bir beşgenin içindeki beş köşeli yıldız, Pentagram diye adlandırılır ve Pythagoras'ın kurduğu antik Yunan Matematik Okulu'nun sembolüdür. Eski gizemciler PHI'yi bilirlerdi ve Altın Oran'ın fiziksel ve biyolojik dünyamızın kurulmasındaki önemli yerini anlamışlardı
Bir beşgenin köşegenlerini birleştirdiğimizde, iki değişik Altın Üçgen elde ederiz. Mavi üçgenin kenarları tabanı ile ve kırmızı üçgenin tabanı da kenarı ile Altın Oran ilişkisi içerisindedir.

PHI, kendini tekrarlayan bir özelliğe de sahiptir. Altın Orana sahip her şekil, Altın Oranı kendi içinde sonsuz sayıda tekrarlayabilir. Aşağıdaki şekilde, her beşgenin içinde meydana gelen pentagramı ve her pentagramın oluşturduğu beşgeni ve bunun makro kozmik ve mikro kozmik sonsuza kadar Altın Oranı tekrarlayarak devam ettiğini görebiliriz.

Beşgen, Altın Oranı açıklamak için oldukça basit ve iyi bir yöntem olmakla birlikte, bu oranın belirtilmesi gereken çok daha karmaşık ve anlaşılması zor bir takım özellikleri de vardır. Altın Oran daha iyi anlaşıldıkça, biyolojik ve kozmolojik birçok büyük uygulama örnekleri daha iyi görülebilecektir.

Yandaki diagram, Altın Oran'ın bir çember yarıçapı üzerinde nasıl bulunabileceğini gösterir. Kenar uzunluğu dairenin yarıçapına eşit olan FCGO karesinin FC kenarının orta noktası olan T'den GO kenarının orta noktası olan A'ya dik çizilen bir çizgi ile ikiye bölünmesinden elde edilen TCAO dikdörtgeninin köşegenini (AC) bir ikizkenar üçgenin kenarlarından biri olarak kabul edip ABC üçgenini oluşturursak, üçgenin yüksekliğini 1 kabul ettiğimizde (ki bu dairenin yarıçapıdır) COB üçgeninin OB kenarı, Altın Oran olan 1.618034 olur.
Bir trigonometrik cetvelden baktığımızda, OCB açısının 31"43' ve dolayısıyla OBC açısınında 58"17' olduğunu buluruz. Yukarıdaki diyagram önemini korumak şartıyla bizi başka bir konstrüksiyona götürür ki, bu belki de Mısır'lı rahiplerce çok daha önemli bulunmuş olabilir.

Yandaki diagramda, üçgenin dik açıya ortak kenarlarından biri yine yarıçapın 0.618034'üdür fakat bu defa 1'e yani yarıçapa eşit olan komşu kenar değil, hipotenüstür. Yine bir trigonometrik tablo yardımıyla, 0.618034'ün karşı açısının 38"10' ve diğer açının da 51"50' olduğunu görürüz. Pisagor Teoremini kullanarak, OD kenarının uzunluğunun da yarıçapın 0.78615'i olduğu görülür.
Bu konstrüksiyonda onu özel yapan iki önemli nokta vardır. Birincisi; ED kenarının uzunluğu (0.618034) OD kenarının uzunluğuna (0.78615) bölünürse sonuç OD kenarının uzunluğuna (0.78615) eşit çıkmaktadır. Trigonometrik ilişkiler açısından bu şu anlama gelmektedir: 38"10' un tanjantı (karşı kenar ÷ komşu kenar), 38"10' un cosinüsüne (komşu kenar ÷ hipotenüs) eşittir. Tersi, 51"50' nin kotanjantı, 51"50' nin sinüsüne eşittir.
İkinci ve belki en önemli husus: OD kenar uzunluğu (0.78615) 4 ile çarpıldığında 3.1446 yı verir ki bu, hemen hemen Pi'ye (3.1416) eşittir. Bu buluş, 38"10' açıya sahip bir dik üçgenin Pi oranı ile Altın Oran fenomeninin çok özel ve ilginç bir kesişimini kapsadığını ortaya koymaktadır.

Kadim Mısır Krallığı döneminin rahipleri bu üçgenin özelliklerinden haberdar mıydılar? Bu diagram Büyük Piramit'in dış hatlarını göstermektedir. Bilinçli olarak ya da değil, bu piramit 38"10' lık bir üçgeni ihtiva edecek biçimde inşa edilmiştir. Yüzeyinin eğimi, çok kesin bir şekilde yerle 51"50' lık açı yapmaktadır. Bu piramit kesitini bir önceki ile kıyaslarsak, BC uzunluğunun yarıçapın 0.618034'ü olduğunu, AB uzunluğunun 0.78615 olduğunu ve AC uzunluğunun 1 yani yarıçap olduğunu görebiliriz.
Keops Piramidi'nin gerçek ölçüleri şöyledir (feet ölçüsünden metreye çevrilmiştir): AB=146.6088m BC=115.1839m AC=186.3852m).
Bu XXX noktadan itibaren işler biraz karmaşık ama çok çok ilginç bir hale gelmektedir.
Görüleceği gibi, BC uzunluğu, piramitin kenar uzunluğunun yarısıdır. Bu nedenle piramitin çevresinin uzunluğu BC x 8 dir. Yani piramitin relatif çevresi 0.618034 x 8 = 4.9443 dür. Yine piramitin relatif yüksekliği 0.78615 in bir çemberin yarıçapı olduğu farzedilirse bu çemberin uzunluğu (çevresi) yine 4.9443 olacaktır.
Bu beklenmedik uyum şu şekilde gerçekleşmektedir:
1)38"10'lık üçgene gore 0.618034 ÷ 0.78615 = 0.78615 dir (yukarıda bahsedilmişti). Demek ki, 8 x 0.618034 olarak belirlenen piramit çevresi 8 x 0.78618 x 0.78615 şeklinde de gösterilebilir.
2)Yine yukarıda, 4 x 0.78615 in Pi (Π) ye çok yakın bir değer verdiğini söylemiştik. Demek ki 2Π' nin de 8 x 0.78615 e çok yakın bir değer olduğu görülür. Böylelikle, yarıçapı 0.78615 olan bir dairenin çevresi şu şekilde ifade edilebilir: C=2πr= (8 x 0.78615) x 0.78615

Bundan şu sonuç çıkmaktadır: Büyük Piramit, yatay bir düzlem üzerinden ölçüm yapıldığında sahip olduğu kare şeklindeki çevre uzunluğunun aynına, düşey bir düzlem üzerinde yapılan ölçümde de bu defa daire şeklinde olmak üzere sahiptir.
Birkaç ilginç bilgi olmak kaydıyla şu gerçeklere de kısaca bir göz atalım: Keops Piramidi'nin gerçek taban kenar uzunluğunun (230.3465m) 8 katı ya da çevre uzunluğunun iki katı, boylamlar arasındaki 1 dakikalık açının ekvatordaki uzunluğunu vermektedir. Piramitin kenar uzunluğunun, ekvatordaki 1 dakikalık mesafenin 1/8 ine eşit olması ve piramit yüksekliğinin 2 nin 1/8 ine eşit olması korelasyonunu irdelememiz, örneklemeyi evrensel boyutlara taşıdığımızda, dünya ile evrenin Pi ve Altın Oran sabitlerinin ilişkilerini algılamada küçük bir girişim, samimi bir başlangıç sayılabilir.
Şunu akılda tutmak gerekir ki; piramitin kenar uzunluğunun 230.3465m olması tamamen tesadüf de olabilir. Fakat karşılıklı ilişkiler yenilerini doğuruyor ve bunlara yenileri ekleniyorsa, bu korelasyonların kasti düzenlenmiş olduğu ihtimali de ciddi olarak dikkate alınmalıdır.
Eski Mısırlılar ve Yunanlılar tarafından keşfedilmiş, mimaride ve sanatta kullanılmıştır. Göze çok hoş gelen bir orandır.
Altın Oran; CB / AC = AB / CB = 1.618; bu oranın değeri her ölçü için 1.618 dir.
Altın Oran, pi (π) gibi irrasyonel bir sayıdır ve ondalık sistemde yazılışı; 1.618033988749894... dür. (noktadan sonraki ilk 15 basamak). Bu oranın kısaca gösterimi:
olur. Altın Oranın ifade edilmesi için kullanılan sembol, PHI yani Φ'dir.Tarihçe
Altın Oran, matematikte ve fiziksel evrende ezelden beri var olmasına rağmen, insanlar tarafından ne zaman keşfedildiğine ve kullanılmaya başlandığına dair kesin bir bilgi mevcut değildir. Tarih boyunca birçok defa yeniden keşfedilmiş olma olasılığı kuvvetlidir.Altın Oran, bir sayının insanlık, bilim ve sanat tarihinde oynadığı inanılmaz bir roldür. Phi, evren ve yaşamı anlama konusunda bizlere yeni kapılar açmaya devam etmektedir. 1970'lerde Roger Penrose, o güne kadar imkânsız olduğu düşünülen, "yüzeylerin beşli simetri ile katlanması"nı Altın Oran sayesinde bulmuştur.
Fibonacci Sayıları ve Altın Oran
Fibonacci sayıları (0, 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, 610, 987, 1597, 2584, 4181, 6765... şeklinde devam eder) ile Altın Oran arasında ilginç bir ilişki vardır. Dizideki ardışık iki sayının oranı, sayılar büyüdükçe Altın Oran'a yaklaşır.Fibonacci ardışıkları, Altın Oran ilişkisi yorumlamasıdır. Bunda da oran ne olursa olsun her oranın değeri 1.618 dir, değişmez.
Altın Oran'ın Elde Edilmesi
Altın Oran'ı anlatmanın en iyi yollarından biri, işe bir kare ile başlamaktır.
Bir kareyi tam ortasından iki eşit dikdörtgen oluşturacak şekilde ikiye bölelim.

Dikdörtgenlerin ortak kenarının, karenin tabanını kestiği noktaya pergelimizi koyalım. Pergelimizi öyle açalım ki, çizeceğimiz daire, karenin karşı köşesine değsin, yani yarı çapı, bir dikdörtgenin köşegeni olsun.

Sonra, karenin tabanını, çizdiğimiz daireyle kesişene kadar uzatalım.

Yeni çıkan şekli bir dikdörtgene tamamladığımızda, karenin yanında yeni bir dikdörtgen elde etmiş olacağız.

İşte bu yeni dikdörtgenin taban uzunluğunun (B) karenin taban uzunluğuna (A) oranı Altın Oran'dır. Karenin taban uzunluğunun (A) büyük dikdörtgenin taban uzunluğuna (C) oranı da Altın Oran'dır. A / B = 1.6180339 = Altın Oran C / A = 1.6180339 = Altın Oran
Elde ettiğimiz bu dikdörtgen ise, bir Altın Dikdörtgen'dir. Çünkü uzun kenarının, kısa kenarına oranı 1.618 dir, yani Altın Oran'dır.

Artık bu dikdörtgenden her bir kare çıkardığımızda elimizde kalan, bir Altın Dikdörtgen olacaktır.
İçinden defalarca kareler çıkardığımız bu Altın Dikdörtgen'in karelerinin kenar uzunluklarını yarıçap alan bir çember parçasını her karenin içine çizersek, bir Altın Spiral elde ederiz. Altın Spiral, birçok canlı ve cansız varlığın biçimini ve yapı taşını oluşturur.Buna örnek olarak Ayçiçeği bitkisini gösterebiliriz. Ayçiçeğinin çekirdekleri altın oranı takip eden bir spiral oluşturacak şekilde dizilirler.
Bu karelerin kenar uzunlukları sırasıyla Fibonacci sayılarını verir.

Beş Kenarlı Simetri
PHI'yi göstermenin bir yolu da, basit bir beşgen kullanmaktır. Yani, birbiriyle beş eşit açı oluşturarak birleşen beş kenar. Basitçe PHI, herhangi bir köşegenin herhangi bir kenara oranıdır.



Bir beşgenin köşegenlerini birleştirdiğimizde, iki değişik Altın Üçgen elde ederiz. Mavi üçgenin kenarları tabanı ile ve kırmızı üçgenin tabanı da kenarı ile Altın Oran ilişkisi içerisindedir.


Büyük Piramit ve Altın Oran [değiştir]

Bir trigonometrik cetvelden baktığımızda, OCB açısının 31"43' ve dolayısıyla OBC açısınında 58"17' olduğunu buluruz. Yukarıdaki diyagram önemini korumak şartıyla bizi başka bir konstrüksiyona götürür ki, bu belki de Mısır'lı rahiplerce çok daha önemli bulunmuş olabilir.

Bu konstrüksiyonda onu özel yapan iki önemli nokta vardır. Birincisi; ED kenarının uzunluğu (0.618034) OD kenarının uzunluğuna (0.78615) bölünürse sonuç OD kenarının uzunluğuna (0.78615) eşit çıkmaktadır. Trigonometrik ilişkiler açısından bu şu anlama gelmektedir: 38"10' un tanjantı (karşı kenar ÷ komşu kenar), 38"10' un cosinüsüne (komşu kenar ÷ hipotenüs) eşittir. Tersi, 51"50' nin kotanjantı, 51"50' nin sinüsüne eşittir.
İkinci ve belki en önemli husus: OD kenar uzunluğu (0.78615) 4 ile çarpıldığında 3.1446 yı verir ki bu, hemen hemen Pi'ye (3.1416) eşittir. Bu buluş, 38"10' açıya sahip bir dik üçgenin Pi oranı ile Altın Oran fenomeninin çok özel ve ilginç bir kesişimini kapsadığını ortaya koymaktadır.

Keops Piramidi'nin gerçek ölçüleri şöyledir (feet ölçüsünden metreye çevrilmiştir): AB=146.6088m BC=115.1839m AC=186.3852m).
Bu XXX noktadan itibaren işler biraz karmaşık ama çok çok ilginç bir hale gelmektedir.
Görüleceği gibi, BC uzunluğu, piramitin kenar uzunluğunun yarısıdır. Bu nedenle piramitin çevresinin uzunluğu BC x 8 dir. Yani piramitin relatif çevresi 0.618034 x 8 = 4.9443 dür. Yine piramitin relatif yüksekliği 0.78615 in bir çemberin yarıçapı olduğu farzedilirse bu çemberin uzunluğu (çevresi) yine 4.9443 olacaktır.
Bu beklenmedik uyum şu şekilde gerçekleşmektedir:
1)38"10'lık üçgene gore 0.618034 ÷ 0.78615 = 0.78615 dir (yukarıda bahsedilmişti). Demek ki, 8 x 0.618034 olarak belirlenen piramit çevresi 8 x 0.78618 x 0.78615 şeklinde de gösterilebilir.
2)Yine yukarıda, 4 x 0.78615 in Pi (Π) ye çok yakın bir değer verdiğini söylemiştik. Demek ki 2Π' nin de 8 x 0.78615 e çok yakın bir değer olduğu görülür. Böylelikle, yarıçapı 0.78615 olan bir dairenin çevresi şu şekilde ifade edilebilir: C=2πr= (8 x 0.78615) x 0.78615

Birkaç ilginç bilgi olmak kaydıyla şu gerçeklere de kısaca bir göz atalım: Keops Piramidi'nin gerçek taban kenar uzunluğunun (230.3465m) 8 katı ya da çevre uzunluğunun iki katı, boylamlar arasındaki 1 dakikalık açının ekvatordaki uzunluğunu vermektedir. Piramitin kenar uzunluğunun, ekvatordaki 1 dakikalık mesafenin 1/8 ine eşit olması ve piramit yüksekliğinin 2 nin 1/8 ine eşit olması korelasyonunu irdelememiz, örneklemeyi evrensel boyutlara taşıdığımızda, dünya ile evrenin Pi ve Altın Oran sabitlerinin ilişkilerini algılamada küçük bir girişim, samimi bir başlangıç sayılabilir.
Şunu akılda tutmak gerekir ki; piramitin kenar uzunluğunun 230.3465m olması tamamen tesadüf de olabilir. Fakat karşılıklı ilişkiler yenilerini doğuruyor ve bunlara yenileri ekleniyorsa, bu korelasyonların kasti düzenlenmiş olduğu ihtimali de ciddi olarak dikkate alınmalıdır.
Altın Oran Videoları
Şu Gün Yazıldı Çarşamba, Aralık 09, 2009
Tac Mahal
The Taj Mahal (Devanagari: ताज महल, Nastaliq: تاج محل), Hindistan'ın Agra şehrinde bulunan anıt mezar.
Taç Mahal, Hindistan Türk İmparatorluğu'nun Timuroğulları hanedanının 5. hükümdarı Şah Cihan -Şah-ı Cihan (Dünyanın şahı-1593-1666)- tarafından, o zamanki imparatorluğun başkenti olan Hindistan'in Agra şehrinde, Jumna (Yamuna) Nehri'nin kıyısında yaptırılmıştır. (Babür Şah'ın kurduğu Hint-Türk İmparatorluğu, Hindistan'da 332 yıl (1526-1858) egemen oldu.)
Dünyada aşk için dikilmiş en büyük ve en güzel anıt olarak kabul edilen bu türbe, Şah Cihan'ın büyük bir aşkla sevdiği eşi Arcümend Banu'nun, (Mümtaz Banu Begüm) doğum sırasında ölümü üzerine, onun hatırasına yaptırılmıştır.
Yapının mimarları; Mimar Sinan'ın talebelerinden Mehmet İsa Efendi ve Mehmet İsmail Efendi ile yapıdaki yazılari yazan Hattat Serdar Efendi, eserin yapimi için Şah Cihan tarafından İstanbul'dan davet edilmişlerdi. 1630'da inşaasına başlanan eser, 22 yil sonra 1652'de tamamlanmıştır.
Taç Mahal'in yapımında parlak, ince mavi damarları olan beyaz mermer kullanılmistır. Aynı mermerden yapılan ve yerden yüksekliği 82 metre olan kubbe, Mimar İsmail Efendi tarafından yapılmıştır.
Kubbe üzerinde altınlı bir alem vardır. Türbenin beyaz mermerden 4 minaresi vardır. Anıtın dört yanına Hattat İsmail Efendi tarafından Yasin suresinin tamamı yazılmıştır.
İnşaatta çok sayıda ustanın da yanısıra, günde 20 bin işçinin çalışmasıyla türbe 1643'te, çevresindeki avlu ve yapılar 1649'da bitirildi. Tac Mahal, 22 yılda 1653'te bütünüyle tamamlandı.
Agra ilinin dışında Yamuna Irmağı'nın kıyısında, 305x580 metre ölçülerinde dikdörtgen avluda yer alan Tac Mahal, dört cephesinin ortalarında 33 metre yüksekliğindeki taç kapılarıyla 75 metre yüksekliğindeki anıt kubbeyi çevreliyor.
İç mekanı örten 30 metre yüksekliğindeki alt kubbeyle üst kubbe arasında türbe mekanı kadar ölü hacim var.
Mümtaz Mahal ve Şah Cihan'in sandukaları üst katta, kubbenin altındadır. Sandukaların bulunduğu yerdeki kubbede insan ağzından çıkan her ses 7 kez yankılanacak şekilde bir akustiğe sahiptir. Şah'ın ve eşinin asıl lahitleri ise, en alt katta bulunmaktadir.
Taç Mahal'in yüzbinlerce akik, sedef ve firuze gömülü olan duvarlarında ayrıca 42 zümrüt, 142 yakut, 625 pırlanta ve 50 adet çok iri inci vardır.
Romantik görünüşü ile herkesi büyüleyen, Doğulu Batılı birçok ünlü yazar ve şaire ilham kaynağı olan Tac Mahal, mehtaplı gecelerde bile aydan daha parlak görünür.
Efsanelerden biri
Bir isyanı bastırmak için ordularıyla Burhanpur'a giden Şah Cihan'a, dokuz aylık hamile olmasına rağmen her zamanki gibi eşi Mümtaz Mahal de eşlik etmişti. Mümtaz Mahal, 14. çocuklarını doğururken öldü.
(1631) Şah Cihan, eşinin ölümünden sonra 2 yıl yas tuttu. Artık devlet işlerine ilgisini kaybeden hükümdar, teselliyi sanat ve mimaride buldu. Eşinin ölümünden 6 ay sonra Taç Mahal'in temeli atıldı.
Efsaneye göre kubbeyi desteklemek için yapılan iskele, kubbeden daha fazla masraf ve iş gücü gerektirmişti. İnşaatın bitimine yakın Şah Cihan'a iskeleti sökmenin 5 yıl alacağı bilgisi verilmesi üzerine Şah Cihan, herkesin söktüğü tuğlanın kendisine kalacağı şeklinde bir emir yayınlamış ve iskele bir gecede sökülmüştü.
Tac Mahal, 1983’ten bu yana UNESCO’nun Dünya Miras Listesi’nde yer almaktadır.
Şu Gün Yazıldı Çarşamba, Aralık 09, 2009
Bayramdan izlenimler
Öncelikle herkesin kurban bayramı mubarek olsun.bu yazımda Bayram gözlemlerimden bahsedeceğim.
İsterseniz önce düne dönelim.Bayramın en güzel şeylerinden biridir bayramlık.Tüm aile toplanır, doğru mağazaları gezmeye.Çocukların yüzünde kocaman bir gülümseme bayramlık almaya gidiliyor.Eğer bayramlık giysi alışverişini arefe gününe bıraktıysanız mağazaya girince direk kuyruğa girin.Sizin birşey almanıza gerek yok.Zaten o kuyruk okadar uzundur ki siz sıraya girince bütün marketi dolaşıyorsunuz.Beğendiklerinizi yolda seçersiniz. =)
Sonra bir markete girilir.Bayram sebebiyle, markete girince şeker satan amcalar direk görülür zaten.Sıkı bir pazarlığın ardından şekerler alınır.Poşetlere koyulup tartılır.Etiketide yapıştırdıkmı tamamdır, şimdi birde kasanın kuyruğunda beklemek lazım.Ama olsun, bayrama doğru her şey güzeldir.
Sonra eve gidilir.Okadar alışverişin ardından havada iyice kararmıştır.Yemekler yenir, sonra bayram namazına uykulu gitmemek için doğru herkes yatağa.Çocuklar ayakkabılarını,büyükler umutlarını başucuna koyarak derin bir uykuya dalar.
Sabah olmadan uyanır aile.kalkılır, dün büyük zorluklarla alınan bayramlıklar giyilir.Erkekler camiye, bayram namazına.
Cami dolmadan erkenden gidilir.Hoca daha namaza durmamıştır.Neden bilmem ama her bayram namazına gittiğimizda güneşhepgözüme gelir.Beniçocukluğumdan beri gelen bu sımsıcak anı karşılar camide.Sonra Hoca namazın nasıl kılınacağını anlatarak namaza geçer.Bir mutluluk içinde namaz kılınır.Hoca bir hutbe okuduktan sonra camiden ayrılınır.Sonra geçmiş akrabaları ziyaret için kabristanlara gidilir.Ahirete göç etmiş akrabaların ruhuna bir dua okuduktan sonra evlere gidilir.Eğer mümkünse bir kaç akraba tek bir hanede toplanır.Eski düşünülmezdir hiç.Kırgınlıklar, küzlükler hep dünde kalmıştır.Bu gün bayram, tüm akrabalar sarılır birbirine.Küçükler büyüklerin ellerinde, büyükler küçüklerin gözlerinden öperek ceplerine küçük bir harçlık sıkıştırı verirler.
Sonra hep birlikte kahvaltı yapılır.kahvaltıdan sonra kurbanlar kesilir.Ben bu sene kurban bayramında kurbanın kesikmesini izleyemedim.çünkü aldığımız bir kararla ihtiyacı olan insanlar için Afrikaya gönderdik.Allah(c.c) kestiğiniz kurbanları kabul etsin.Bayramınız mubarek olsun.Bu güzel günlerin kıymeti bilmek dileğiyle...
Şu Gün Yazıldı Cuma, Kasım 27, 2009
Bugün benim doğum günüm...
Bugün benim doğum günüm Hem sarhoşum hem yastayım Bir partaburisi üstümde Babamın öldüğü yaştayım Bugün benim doğum günüm Kelimeler büyüyor ağzımdan Bildiğim tüm hayatlar
Paramparça paramparçaDiye başlayasım geldi.Eee sonunda geldik 19'a merdiveni dayadık bugün.Aynı şarkı sözlerinde Teoman'ın söylediği gibiyim hem mutluyum hem suskun.Garip bir şey yahu 1 yaş daha büyümek.1 seneyi daha geride bırakmak.Acısıyla tatlısıyla.Birazdaha büyümek.Çocukluktan tamemen kurtulup yetişkin bir birey olma yolunda adımlar atmak.
Özellikle benim için bu yaş günü geçen seneye göre baya farklı oldu.Daha dün lise hayatındayken bugün Üniversite.Sanki bir asır bitmiş gibi.Neyse fazla sözze ne hacet.Oldu bitti, artık 19 um =D
Şu Gün Yazıldı Çarşamba, Kasım 25, 2009
Renklerin Dili
Renkler hayatımızın parçası. Peki renklerin hayatımızı nasıl etkilediğini biliyor musunuz? Renk seçiminin kimi zaman karakterimizi yansıttığından ya da seçtiğimiz rengin bize olumlu ve olumsuz etkileri olduğundan haberiniz var mı?
KIRMIZI : Bu renk canlılık ve dinamizmle ilgili bir renktir. Mutluluğu temsil eder. Kırmızı renk, fiziksel olarak; ataklığı, canlılığı ve duygusal bağlamda; bir işi sonuna kadar götüren azmi ve kararlılığı gösterir.
KIRMIZI : Bu renk canlılık ve dinamizmle ilgili bir renktir. Mutluluğu temsil eder. Kırmızı renk, fiziksel olarak; ataklığı, canlılığı ve duygusal bağlamda; bir işi sonuna kadar götüren azmi ve kararlılığı gösterir.
İştah açar. O yüzden dünyadaki gıda firmalarının çoğu logosunda kırmızıyı kullanır. Kırmızı tansiyonu yükseltir, kan akışını hızlandırır. Yanlış bir inanış vardır; boğaların kırmızıya saldırdığı sanılır. Oysa boğalar renk körüdür. Kırmızıya değil, kendilerine sallanan koyu renkli beze saldırır.
YEŞİL : Duygusal olarak bizi en çok etkileyen bir organımız olan kalp organının , bu rengin yaydığı enerji alanında olduğu düşünülür. Doğanın ve baharın rengidir. Güven veren renktir. O yüzden bankaların logolarında hakim renktir. Yeşil yaratıcılığı körükler. Bu yüzden büyük lokanta mutfaklarında yeşil tercih edilir. Hastanelerde de yeşil rahatlatıcı özelliği nedeniyle kullanılır. Yeşil alanda insanların daha az mide rahatsızlığı çektiği saptanmıştır.
SİYAH : Duygusallığı ve hüznü simgeler. Gücü ve tutkuyu temsil eder. Bizde ve batıda siyah matemi temsil ederken, Japonya'da siyah mutluluktur. Siyah fonda kullanılırsa karamsarlığı çağrıştırır. Einstein konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan odaları tercih ederdi.
MAVİ : Vücudumuzda boğaz bölgesini yansıtan bir renktir. Mavi renk gökyüzünün ve geniş ufukların, denizin simgesidir. Sınırsızlığı ve uzak bakışlılığı simgeler. Huzuru temsil eder ve sakinleştirir. Araplar mavinin kan akışını yavaşlattığına inanır, nazar boncuğu o yüzden mavidir. Batıda intiharları azaltmak için köprü ayaklarını maviye boyarlar. Duvarları mavi olan okullarda çocukların daha az yaramazlık yaptığı saptanmıştır.
LACİVERT : Kozmik renk olarak kabul edilir; sonsuzluğu, otoriteyi, verimliliği simgeler. O yüzden dünyadaki firmaların yarıdan fazlası logolarında laciverdi kullanır. Lacivert giyen kişiler kendilerini çok daha karizmatik ve inandırıcı hissederler. İnsanların üzerinde başarılı ve güçlü imajı bırakır.
MOR : Eskiden beri ihtişam ve lüksün son basamağı olarak düşünülür. Tarih , yüksek sınıfların, saray mensuplarının daima morla bezendiklerini kaydeder. Nevrotik duyguları açığa çıkardığından, insanların bilinçaltını korkuttuğu saptanmıştır. İntihar edenlerin beğendiği renktir.
YEŞİL : Duygusal olarak bizi en çok etkileyen bir organımız olan kalp organının , bu rengin yaydığı enerji alanında olduğu düşünülür. Doğanın ve baharın rengidir. Güven veren renktir. O yüzden bankaların logolarında hakim renktir. Yeşil yaratıcılığı körükler. Bu yüzden büyük lokanta mutfaklarında yeşil tercih edilir. Hastanelerde de yeşil rahatlatıcı özelliği nedeniyle kullanılır. Yeşil alanda insanların daha az mide rahatsızlığı çektiği saptanmıştır.
SİYAH : Duygusallığı ve hüznü simgeler. Gücü ve tutkuyu temsil eder. Bizde ve batıda siyah matemi temsil ederken, Japonya'da siyah mutluluktur. Siyah fonda kullanılırsa karamsarlığı çağrıştırır. Einstein konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan odaları tercih ederdi.
MAVİ : Vücudumuzda boğaz bölgesini yansıtan bir renktir. Mavi renk gökyüzünün ve geniş ufukların, denizin simgesidir. Sınırsızlığı ve uzak bakışlılığı simgeler. Huzuru temsil eder ve sakinleştirir. Araplar mavinin kan akışını yavaşlattığına inanır, nazar boncuğu o yüzden mavidir. Batıda intiharları azaltmak için köprü ayaklarını maviye boyarlar. Duvarları mavi olan okullarda çocukların daha az yaramazlık yaptığı saptanmıştır.
LACİVERT : Kozmik renk olarak kabul edilir; sonsuzluğu, otoriteyi, verimliliği simgeler. O yüzden dünyadaki firmaların yarıdan fazlası logolarında laciverdi kullanır. Lacivert giyen kişiler kendilerini çok daha karizmatik ve inandırıcı hissederler. İnsanların üzerinde başarılı ve güçlü imajı bırakır.
MOR : Eskiden beri ihtişam ve lüksün son basamağı olarak düşünülür. Tarih , yüksek sınıfların, saray mensuplarının daima morla bezendiklerini kaydeder. Nevrotik duyguları açığa çıkardığından, insanların bilinçaltını korkuttuğu saptanmıştır. İntihar edenlerin beğendiği renktir.
PEMBE : Uyum ,neşe , şirinliğin ve sevginin simgesi. Rahat hissettiren ve dinlendiren bir renktir. Bu yüzden bazı büyük mağazalar tezgahtarlarına pembe üniforma giydirir ki, müşteriler kendilerini rahat hissetsin diye. Pembe aynı zamanda çocuk rengidir.
SARI : Sarı zeka , incelik ve pratiklikle ilgilidir. Toplumsal yaşamı ve birlikte çalışmayı yansıtan bir anlamı vardır. Geçiciliğin ve dikkat çekiciliğin sembolüdür. Dikkat çekiciliğinden dolayı dünyada taksiler sarıdır. Sarı ayrıca hüzün ve özlemin rengidir. Sonbaharın tüm hüzünlü güzelliğinde onun her rengini izlemek mümkündür.
BEYAZ: Temizliği ve saflığı temsil eder. İstikrarı, devamlılığı simgeler. Politikacılar beyazı pek severler, çünkü temiz, dürüst izlenimi vermek isterler...
KAHVERENGİ : Gerçekçiliğin, plan ve sistemin rengidir. Kansas Ünv.’de bir sergide, duvarların rengi değiştirilebilir hale getirilmiş. Fonda beyaz kullanıldığında insanlar sergide yavaş hareket etmiş. Fon kahverengiye döndüğünde ise insanlar müzede daha çok yeri daha az zamanda gezmişler. Kahverengi insanı hızlandırır. Bu yüzden fastfoodlar iç mekanda kahverengi kullanır. Kahverengi toprak rengidir. Kıyafetlerde pek tercih edilmez, çünkü kahverengi giyen insanlar kalabalıkta dikkat çekmezler.
Şu Gün Yazıldı Pazar, Kasım 22, 2009
Paper Craft
Bugün size proje derslerinde baya yardımcı olacak bir arkadaşı tanıtacağım.Peki Paper Craft Nedir?
Paper Craft uzak doğudan çıkmış bir eğlence çeşidi.Galiba Çinliler bulmuş.Ama günümüzde bir çok Otomobil firması bunu kullanmakta.İnternett bir çok site bunu üzretsiz olarak vermekte.(Eee adamlar reklamlarını yapıyor. =))Aşağıda bir kaç tane tavsiye site ismi verdim.
Sitedeki dökümanı karton kağıda yazdırıyorsunuz.Ve onları keserek, birbirlerine yapıştırarak çok güzel ve gerçekçi maketler ortaya çıkarıyorsunuz.Proje derslerinde hızır gibi yetişebilecek bir şey.Hemde hiç masrafı yok...
Sadece iç mimarlık da proje dersleri için değil, herkesin hobi olarakta yapabileceği çok eğlenceli bir şey.
Tavsiye Linkler
Canon
Mısubishi
Yamaha
Şu Gün Yazıldı Pazar, Kasım 08, 2009
Thefuntheory
Şu Gün Yazıldı Pazartesi, Kasım 02, 2009
2 Günde Ankara Seyahati.

Bu hafta sonu Ankaradaydık.Büyük zorluklarla açılan içmimarlar odasının 1.öğrenci kurultayı vardı.
Cumartesi sabahı başladı yolculuğumuz.Güneş henüz uyanmamışken biz yollardaydık.Ankarada yapılacak olan TMMOB içmimarlar odası 1. öğrenci kurulayına yetişmemiz lazımdı.
Selçuk Üniversitesi İç Mimarlık bölümü öğrencileri olarak 80 kişi çıktık yola.Öğrenci işi şarkılarla türkülerle 3 saatlikbi yolculuk geçirdik.Heyecansız geçen yolculuğun ardından Çankaya Üniversitesinin önünde durduk.Yeni başlamış olan kurultaya yetişebilmekiçin koştur koştur salona daldık.Türkiyedeki bütün İç Mimarlık öğrencileri oradaydı.(Bizden başka 1.Sınıf yoktu o ayrı)
3 oturumdan oluşan kurultayda Bölüm başkalnarı eşliğinde öğrenciler sunumlarını gerçekleştirdi.
1.Oturum: Prof.Dr. Meltem EtiProto (Marmara Üniversitesi İçmimarlık BölümüBaşkanı)
2.Oturum: Doçent.Dr. B. Burak KAPTAN (Anadolu Üniversitesi İçMimarlık Bölüm başkanı)
3.Oturum: Rabia Köse Doğan (SelçukÜniversitesi İç Mimarlık Bölüm başkanyardımcısı)
Kurultaya Marmara üniversitesi ile İzmir ekonomi üniversitesinin arasındaki tartışmalar damga vurdu.Anlamsız bir tartışma oldu.Marmara üniversitesi İçmimarlığın sanat içerdiğini düşünürken.İzmir ekonomi üniversitesi sanat içermediğini düşünüyordu.Çünkü Marmara özel yetenek sınavlarıyla alırken(Bu sınavada 5000 kişi müracat ediyor), İzmir ÖSS puanıyla alıyor(Ayrıca özel üniversite).Uzun süren tartışmaların ardından konu tatlıya bağlandı.İzmirli arkadaşlar 2.Kurultayı kendi okulunda yapmak istediler.Bizde kabul ettik.İnşallh 2.kurultay izmirde.
Akşam 9 gibi biten kurultayın ardından yemek yemeye gittik.Çardak diye bir restoranta gittik.Pideler geldi, yedik bitti.Sonra hocalar dediki 10TL çıkın.Hayda...Ne yedik ki.Kıymalı pide, birde ayran.Anlıyacağınız resmen kazıklandık.Yediğimiz yemekte birşeye benzemiyordu gerçi.Adamlar 80 kişiden 800TL yi cebeindirdi.
Yemeğin ardında doğru Tetaş Misafirhanesi.Ben bir köy misafir hanesi beklerken karşımıza otel gibi bir yerçıktı.4 ranzalı odalar beklerken.2 kişilik lüks odalar =).Neysem, saat12 gibi Ankara gece turunun ardından arkadaşlarla sohbet ederek 2 gibirüya alemine dalış yaptık.
Pazar günü erken kalktık tabi.Gezceğimiz çok yer vardı Ankarada.Ama öncelikle kahvaltı yapmamız lazımdı.Akşamki 10TL vurgunundan kurtulmamış olacazki bir simit evine gittik.3 poaçayla karnımızı doyurduk.Otelin kahvaltısından da iyi olduhani...
İlk olarak Japon kültür evi varmış, oraya gittik.Çekik gözlü kardeşlerimizi ziyaret ettik.Japon kültürünü çokdaha yakından tanıma fırsatımız oldu.japon mimarisi hakkında bilgiler edindik.Ardındanda Panora alış veriş merkezine gittik.Mimarisine hayran kaldığım Ankaranın güzel bir eseriydi Panora.Hakkını vermek lazım, mimarlar iyi iş çıkarmışlar valla.1 saatlik modern mimari seyrinin ardından, post modernizm akımıyla yoğrulmak için beypazarına doğru yola çıktık.
Geçmişin izlerini hiç kaybetmemiş olanBeypazarında ilk Hıdırlık tepesine çıktık.Başımızdaki rehberinde dediği gibi Hıdırlık tepesi gerçekten harika bir yer.Beypazarının her yerini gören tepenin manzarası gerçekten görülmeye değer.Hz.Hıdır'ın kendini Allah'a en yakın hissettiği ve bu yüksek tepede ibadet ettiği için Hıdırlık tepesi diye anılıyor.Güzel manzaranın seyrinin ardından düştük Beypazarı sokaklarına.Buram buram tarih kokan sokaklarda gezmek gerçekten çok güzeldi.İnişli çıkışlı sokaklar, kendinizi 50 yılöncesinde hissettiren kıyafetler, modern hayattan uzak yaşayan insanlar.Beypazarında ilk gittiğimiz yer bir müzeydi ama müze kapalıydı.Bizde zaman kaybetmeden gezeceğimiz diğer müzeye doğru yola çıktık.Beypazarı sokaklarında yorucu bir yolculuk geçirdik.En sonunda yaşayan müzeye vardık.(Müzenin resmi web sitesi)Kendi kültürlerine gerçekten çok güzel sahip çıkan Beypazar'lıların güzel bir etkinliği, yaşayan müze.Yaşlı bir nene öncelikle bize bir masal anlattı.60 lişilik öğrenci grubu olarak çokgüzel vakit geçirdik.Ardından da, bir öğretmen tamburuyla bize unutamıyacağımız dakikalar yaşattı.
Bize bu güzel dakikaları yaşattığı için müze müdürüne teşekkür ederek oradan ayrıldık.Sabahtan beri hiç bir şey yememiştik ve açlıktan çıldırmak üzereydik =).Neyseki başımızdaki rehber bizi bir restoranta götürdü.Saolsun 15TL den 10Tl ye indiler.Eski lokantaya görede yemekler çok güzeldi.Yanlız beni üzen garsonların geleneksel menüyü "fix menü"diye tabir etmeleri.Menüde tarhana çorbası, sarma, güveç(Ben güveç yemedim o ayrı) ve baklava.Tarihi bir restoranttı ve hem gözümüzde hemde damağımızda güzel bir lezzet bıraktı.
Saat baya geç olmuştu ve yarın sabah erkenden dersimiz vardı.Ama saolsun hocalar yarın sabahki dersi iptal ettiler.Apar topar yola çıktık ve marşlarla yolun yarısını geçirdik.Kalan yoluda uyuyarak geçirdik.Saat 03:30 gibide Konya'daydık.Rektörlük binasının önünde indikten sonra eve geldim.Kısa bir hasret gidermenin ardından rüya alemine doğru kanat çırpmaya başladım...
Resimler yükleniyor...
Şu Gün Yazıldı Pazartesi, Ekim 26, 2009
Aslında...

Aslında bu bloğa her hafta yeni birşeyler yazmak isterdim.Ama anladımki iç mimarlık 1.Sınıf sırf amelelikmiş.Siz siz olun iç mimarlığı kazanırsanız direk 2.Sınıfı okuyun.
Yani anlıyacağınız 1.Sınıftayken mimarlık hakkında bir şeyler yazamıyacağım.Şiirlere gelince, okul olduğu için fazla odaklanamıyorum.Oyüzden şimdilik alıntı şiirler yazıyorum.(Yada anlamsız şiirler =))
İnşallah seneye faydalı olmaya çalışacağım.Çünkü bu sene çizim ağırlıklı geçiyor.
Şu Gün Yazıldı Cuma, Ekim 23, 2009
Galata Kulesi

6 Haziran 1973
Pırıl pırıl bir yaz günüydü
Aydınlıktı, güzeldi dünya
Bir adam düştü o gün Galata Kulesinden
Kendini bir anda bıraktı boşluğa
Ömrünün baharında
Bütün umutlarıyla birlikte
Paramparça oldu
Bir adam düştü Galata Kulesinden
Bu adam benim oğlumdu
Gencecikti Vedat
Işıl ışıldı gözleri
İçi
Bütün insanlar için sevgiyle doluydu
Çıktı apansız o dönülmez yolculuğa
Kendini bir anda bıraktı boşluğa
Söndü güneş, karardı yeryüzü bütün
Zaman durdu
Bir adam düştü Galata Kulesinden
Bu adam benim oğlumdu
"Açarken ufkunda güller alevden"
Çıktı, her günkü gibi gülerek evden
Kimseye belli etmedi içindeki yangını
Yürüdü, kendinden emin
Sonsuzluğa doğru
Galata Kulesinde bekliyordu ecel
Bir fincan kahve, bir kadeh konyak
Ölüm yolcusunun son arzusuydu bu
Bir adam düştü Galata Kulesinden
Bu adam benim oğlumdu
Küçücüktü bir zaman
Kucağıma alır ninniler söylerdim ona
Uyu oğlum, uyu oğlum, ninni
Bir daha uyanmamak üzere uyudu Vedat
6 Haziran 1973
Galata Kulesinden bir adam attı kendini
Bu nankör insanlara
Bu kalleş dünyaya inat
Şimdi yine bir ninni söylüyorum ona
Uyan oğlum, uyan oğlum, uyan Vedat.
Ümit Yaşar Oğuzcan
Şu Gün Yazıldı Cuma, Ekim 23, 2009
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






